30 Aralık 2014 Salı

* Helal rızık, iktidar ile alınmadığına, belki ihtiyaca binaen verildiğine kati delil; güçsüz kuvvetsiz yavruların güzel beslenmesi ve güçlü kuvvetli canavarların geçim darlığı içinde zor beslenmeleri; hem zekâsı olmayan balıkların semizliği, zeki ve hileli tilki ve maymunun geçim derdiyle vücudca zayıflığıdır. Demek rızık, iktidar ve irade ile ters orantılıdır. Ne derece kuvvetine ve iradesine güvense, o derece geçim derdine müptela olur.

** Evet, aç bir arslan, zayıf bir yavrusunu kendi nefsine tercih ederek, elde ettiği bir eti yemeyip yavrusuna vermesi; hem korkak tavuk, yavrusunu himaye için arslana saldırması; hem incir ağacı kendi çamur yiyerek yavrusu olan meyvelerine halis süt vermesi, açıkça, nihayetsiz merhamet, ikram ve şefkat sahibi bir zatın hesabiyle hareket ettiklerini kör olmayana gösteriyorlar. Evet, nebatlar ve hayvanlar gibi şuursuzların son derece şuurlu ve hikmetli bir şekilde işler görünmesi, mecburen gösterir ki: Sonsuz ilim ve hikmet sahibi birisi vardır ki, onları işlettiriyor; onlar, O'nun namıyla işliyorlar..





26 Aralık 2014 Cuma


Bismillahirrahmanirrahim
"Ey insanlar!
"Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha bulusamiyacagim.
"Insanlar!"Bugünleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz (Mekke) nasil
mübarek bir sehir ise, canlariniz, malariniz, namuslariniz da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden
korunmustur.
"Ashabim!
"Muhakkak Rabbinize kavusacaksiniz. O'da sizi yapti olayi sorguya cekecektir. Sakin benden sonra eski
sapikliklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayiniz! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar,
bulunmayanlara ulastirsin. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunlari daha iyi anlayan birisine ulastirmis
olur.
"Ashabim!"Kimin yaninda bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her cesidi kalidirilmistir. Allah
böyle hükmetmistir. Ilk kaldirdigim faiz de Abdulmutallib'in oglu (amcam) Abbas'in faizidir. Lakin
anaparaniz size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme ugrayiniz.
"Ashabim!""Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün adetler kaldirilmistir, ayagimin altindadir. Cahiliye devrinde güdülen
kan davalari da tamamen kaldirilmistir. Kaldirdigim ilk kan davasi Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin
Rabia'nin kan davasidir.
"Ey insanlar!"Muhakkak ki, seytean su topraginizda kendisine tapinmaktan tamamen ümidini kesmistir. Fakat siz bunun
disinda ufak tefek islerinizde ona uyarsaniz, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak icin bunlardan da
sakininiz.
"Ey insanlar!"Kadinlarin haklarini gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari, Allah'in
emaneti olarak aldiniz ve onlarin namusunu kendinize Allah'in emriyle helal kildiniz. Sizin kadinlar üzerinde
hakkiniz, kadinlarin da sizin üzerinizde hakki vardir. Sizin kadinlar üzerindeki hakkinizi; yataginizi hic
kimseye cignetmemeleri, hoslanmadiginiz kimseleri izininiz olmadikca evlerinize almamalaridir. Eger
gelmesine müsade etmediginiz bir kimseyi evinize alirlarsa, Allah, size onlarin yataklarinda yalniz
burakmaniza ve daha olmasza hafifce dövüp sakindirmaniza izin vermistir. Kadinlarin da sizin üzerinizdeki
haklari, mesru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.
"Ey mü'minler!"Size iki emanet burakiyorum, onlara sarilip uydukca yolunuzu hic sasirmazsiniz. O emanetler, Allah'in kitabi
Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin (a.s.m) sünnetidir.
"Mü'minler!"Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslümanin kardesidir ve böylece bütün Müslümanlar
kardestirler. Bir Müslümana kardesinin kani da, mali da helal olmaz. Fakat malini gönül hoslugu ile vermisse
o baskadir.
"Ey insanlar!"Cenab-i Hakk her hak sahibine hakkini vermistir. Her insanin mirastan hissesini ayirmistir. Mirasciya vasiyet
etmeye lüzüm yoktur. Cocuk kimin döseginde dogmussa ona aittir. Zina eden kimse icin mahrumiyet vardir.
Babasindan baskasina ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden baskasina intisaba kalkan köle, Allah'in,
meleklerinin ve bütün insanlarin lanetine ugrasin. Cenab-i Hakk, bu gibi insanlarin ne tevbelerini, ne de adalet
ve sehadetlerini kabul eder.
"Ey insanlar!"Rabbiniz birdir. Babaniz da birdir. Hepiniz Adem'in cocuklarisiniz, Adem ise topraktandir. Arabin Arap
olmayana, Arap olmayanin da Araap üzerine üstünlügü olmadigi gibi; kirmizi tenlinin siyah üzerine, siyahin
da kirmizi tenli üzerinde bir üstünlügü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadir. Allah yaninda
en kiymetli olaniniz O'ndan en cok korkaninizdir.
"Azasi kesik siyahî bir köle basinza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'in kitabi ile idare ederse, onu
dinleyiniz ve itaat ediniz.
"Suclu kendi sucundan baskasi ile suclanamaz. Baba, oglunun sucu üzerine, oglu da babasinin sucu üzerine
suclanamaz.
"Dikkat ediniz! Su dört seyi kesinlikle yapmaycaksiniz:
  • Allah'a hicbir seyi ortak kosmayacaksiniz.
  • Allah'in haram ve dokunulmaz kildigi cani, haksiz yere öldürmeyeceksiniz.
  • Zina etmeyeceksiniz.
  • Hirsizlik yapmayacaksiniiz..

"Insanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri
zaman kanlarini ve mallarini korumus olurlar. Hesaplari ise Allah'a aittir.
"Insanlar!"Yarin beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?"
Saheb-i Kiram birden söyle dediler:"Allah'in elciligini ifa ettiniz, vazifenizi hakkiyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye
sehadet ederiz!"
Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) sehadet parmagini kaldirdi, sonra da cemaatin üzerine cevirip indirdi ve söyle buyurdu:
"Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, yâ Rab!"

9 Aralık 2014 Salı

Allah Rasûlü, Medine’ye gelince, her bir Muhaciri, Medine’li bir Ensarla kardeş ilan ediyordu. Teker teker herkesi eşleştirmiş ama geride Ali’ye kardeş olacak bir Medine’li kalmamıştı. Çok üzüldü ve bu üzüntüsünü dile getirdi hemen Allah Rasûlü’nün huzurunda. Delikanlı Ali, hicretin kahramanı Haydar-ı Kerrar, çocuklar gibi mahzun, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Bir taraftan da Allah Rasûlü’ne naz makamında sitem ediyor;

“Herkesi kardeş ilan ettin, ama benim kardeşim olmadı” diyordu.

Meğer o ne saadet ki, onun kardeşi, İnsanlığın en Emini, Allah’ın da Rasûlü olacaktı. Önce teselli etti O’nu.. elini omzuna koydu ve kucakladı önce… Ardından da herkesin huzurunda bu gerçeği şu cümlelerle ilân ediverdi;

“Dünya ve âhirette senin kardeşin, Ben’im yâ Ali..!”

Bütün üzüntüleri anında yok olmuş ve artık Ali, herkesin gıpta ile baktığı birisi haline gelmişti. Nasıl olmasın ki O, bir sürü meziyeti yanında aynı zamanda artık Rasûlullah’ın kardeşiydi.





8 Aralık 2014 Pazartesi

Bismillâhirrahmânirrahîm
18. Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır HAŞR SURESİ






5 Aralık 2014 Cuma


EY MÜSLÜMAN Malini EVLADINI KORUDUĞUN GİBİ dinini yasayarak KORUMA ZAMANI gelmedimi ARTIK







1 Aralık 2014 Pazartesi

Hicreti bilen anneler ‘Hicret güllerim’ diye sever yavrularını








29 Kasım 2014 Cumartesi

119. Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun. TEVBE SURESİ






26 Kasım 2014 Çarşamba

Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur:
– “İster zalim ister mazlum olsun, kardeşine yardım et.”
Orada bulunan sahabiler:
– Mazluma yardımı anlıyoruz ama zalime nasıl yardım ederiz, diye sordular. Allah Rasulü s.a.v şöyle karşılık verdi:
– “Onu zulümden alıkoyarsın, bu da ona yardımdır.” (Buharî, Mezalim, 4; İstitâbe, 7; Müslim, Birr, 16; Tirmizî, Fiten, 68, nr. 2255)




24 Kasım 2014 Pazartesi

Bismillâhirrahmânirrahîm
19. Üstlerinde kanatlarını aça-kapata uçan kuşları (hiç) görmediler mi? Onları (havada) rahmân olan Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz O her şeyi görmektedir.

20. Rahmân olan Allah'a karşı şu size yardım edecek askerleriniz hani kimlerdir? İnkârcılar ancak derin bir gaflet içinde bulunmaktadırlar.

21. Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve nefrette direnip durmaktadırlar.

22. Şimdi (düşünün bakalım), yüz üstü kapanarak yürüyen mi (varılacak) yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi?

23. (Resûlüm!) De ki: Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz!

24. De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O'dur; ancak O'nun huzuruna gelip toplanacaksınız. MÜLK SURESİ




22 Kasım 2014 Cumartesi

Bismillâhirrahmânirrahîm
57. Sizi biz yarattık. Tasdik etmeniz gerekmez mi?
58. Söyleyin öyleyse, (rahimlere) döktüğünüz meni nedir?
59. Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?
60. Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve biz, önüne geçilebileceklerden değiliz
.VAKIA SURESİ




21 Kasım 2014 Cuma

Bismillâhirrahmânirrahîm
10. Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.

11. Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.

12. Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir. HUCURAT SURESİ




Bismillâhirrahmânirrahîm
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8. Harıl harıl koşanlara, (nallarıyla) çakarak kıvılcım saçanlara, (ansızın) sabah baskını yapanlara, orada tozu dumana katanlara, derken orada bir topluluğun ta ortasına girenlere yemin ederim ki insan, Rabbine karşı pek nankördür. Şüphesiz buna kendisi de şahittir ve o, mal sevgisine de aşırı derecede düşkündür.

9, 10, 11. Kabirlerde bulunanlar diriltilip dışarı atıldığı ve kalplerde gizlenenler ortaya konduğu zaman insan (halinin ne olacağını) düşünmez mi? Şüphesiz Rableri o gün onlardan tamamıyle haberdardır. ADİYAT SURESİ




20 Kasım 2014 Perşembe

Bismillâhirrahmânirrahîm
9. Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardırMÜNAFİKUN SURESİ




18 Kasım 2014 Salı

Allah (cc), "Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmadığınız şeyleri söylemek, Allah'ın en çok nefret ettiği şeylerdendir."(Saff, 61/2-3) buyurmaktadır.
Allah Resûlü (aleyhissalatü vesselam): "Nice namaz kılanlar vardır ki, nasipleri sadece yorgunluk ve zahmettir." buyuruyor; gelin namaz yorgunu olmaktan Allah'a sığınalım. Yalvaralım Rabbimize, "Allah'ım, bize hakkı olduğu gibi göster; hakikati kendi çerçevesiyle ruhumuza duyur ve hissettir. Bizi ona ittibaya muvaffak kıl. Bâtılı da kendi çirkin çerçevesiyle olduğu gibi göster ve bizi ondan ictinâba muvaffak kıl." Hakkı hak bilip ona hakkıyla ittiba, bâtılı batıl bilip ondan da bütün bütün ictinab" için Rabbimizin yardımını dilenelim.
. Peygamber Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) namaz kılarken, bir tencerenin kaynarken çıkardığı ses gibi ses gelirdi sinesinden. İçinde boyunduruk varmış gibi kıvranırdı. Gözyaşlarıyla mübarek sakallarını, seccadesini ıslatırdı. Artık ne diyeyim: "Allah'ım, ya bizi kendimize getir veya bizi Kendine al."




17 Kasım 2014 Pazartesi

  Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Ey bürünüp sarınan (Resûlüm)!
2. Kalk, ve (insanları) uyar.
3. Sadece Rabbini büyük tanı.
4. Elbiseni tertemiz tut.
5. Kötü şeyleri terket.
6. Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.
7. Rabbinin rızasına ermek için sabret.
8. O Sûr'a üfürüldüğü zaman var ya,
9. İşte o gün zorlu bir gündür.
10. Kâfirler için (hiç de) kolay değildir.
11, 12, 13, 14. Tek olarak yaratıp, kendisine geniş servet ve gözü önünde duran oğullar verdiğim, kendisi için (nimetleri önüne) serdikçe serdiğim o kimseyi bana bırak!
15. Üstelik o (nimetlerimi) daha da arttırmamı umuyor.
16. Asla (ummasın)! Çünkü o, bizim âyetlerimize karşı alabildiğine inatçıdır.
17. Ben onu sarp bir yokuşa sardıracağım!
18. Zira o, düşündü taşındı, ölçtü biçti.
19. Canı çıkasıca, ne biçim ölçtü biçti!
20. Sonra, canı çıkasıca tekrar (ölçtü biçti); nasıl ölçtü biçtiyse!
21, 22, 23, 24, 25. Sonra baktı. Sonra kaşlarını çattı, suratını astı. En sonunda, kibirini yenemeyip sırt çevirdi de: «Bu (Kur'an) dedi, olsa olsa (sihirbazlardan öğrenilip) nakledilen bir sihirdir. Bu, insan sözünden başka bir şey değil.»  
26. Ben onu sekara (cehenneme) sokacağım.
27. Sen biliyor musun sekar nedir?
28. Hem (bütün bedeni helâk eder, hiçbir şey) bırakmaz, hem (eski hale getirip tekrar azap etmekten) vazgeçmez o.
29. İnsanın derisini kavurur.
30. Üzerinde ondokuz (muhafız melek) vardır.
31. Biz cehennemin işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkârcılar için sadece bir imtihan (vesilesi) yaptık ki, böylelikle, kendilerine kitap verilenler iyiden iyiye öğrensin, iman edenlerin imanını arttırsın; hem kendilerine kitap verilenler hem müminler şüpheye düşmesinler, kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de: «Allah bu misalle ne demek istemiştir ki?» desinler. İşte Allah böylece, dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez. Bu ise, insanlık için ancak bir öğüttür.
32. Hayır hayır (öğüt almazlar). Aya andolsun ki,
33. Dönüp gitmekte olan geceye,
34. Ağarmakta olan sabaha andolsun ki,
35, 36, 37. O (cehennem), insanlık için, sizden ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen kimseler için büyük uyarıcı musibetlerden biridir.
38. Her nefis, kazandığına karşılık bir rehindir;
39. Ancak sağdakiler başka.
40, 41, 42. Onlar cennetler içindedir. Günahkârlara: Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir? diye uzaktan uzağa sorarlar.
43. Onlar şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik,
44. Yoksulu doyurmuyorduk,
45. (Bâtıla) dalanlarla birlikte dalıyorduk,
46. Ceza gününü de yalan sayıyorduk,
47. Sonunda bize ölüm geldi çattı.
48. Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.
49, 50, 51. Böyle iken onlara ne oluyor ki, âdeta arslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi (hâla) öğütten yüz çeviriyorlar?
52. Daha doğrusu onlardan her biri, kendisine, (önünde) açılmış sahifeler (ilâhî vahiy) verilmesini istiyor.
53. Hayır! Aslında onlar ahiretten korkmuyorlar.
54. Asla (düşündükleri gibi değil)! Bilsinler ki bu, gerçekten bir ikazdır!
55. Dileyen ondan (düşünüp) öğüt alır.
56. Bununla beraber, Allah dilemeksizin onlar öğüt alamazlar. Sakınılmaya lâyık olan da O'dur, mağfiret sahibi de O'dur.    MÜDDESSİR SURESİ

15 Kasım 2014 Cumartesi

Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla
"Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir." ﴾17﴿ "Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez." ﴾18﴿ "Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini herhalde eşeklerin sesidir!" ﴾19﴿ Lokmân Sûresi




14 Kasım 2014 Cuma

6687 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Yalancı şahidin ayakları, (daha şehadet mahallinden) ayrılmadan Allah Teâla hazretleri ona cehennemi vacip kılar."
Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla
Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. ﴾1-2﴿ Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir). ﴾3﴿ Asr Sûresi

13 Kasım 2014 Perşembe

Allah’tan korkmayandan korkulur. Hikmetin ilk disiplini Allah korkusudur.
Allah insanı affetse de, insan -bir kere günaha girmişse- kendini asla affetmemeli; o günah her aklına gelişinde bir kere daha “offf” deyip nedametle inlemelidir

11 Kasım 2014 Salı

1764 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Bir adam şöyle dua etmişti: "Ey Allah'ım, hamdlerim sanadır, nimetleri veren sensin, senden başka ilah yoktur, Sen semâvat ve arzın celâl ve ikrâm sahibi yaratıcısısın, Hayy ve Kayyümsun (kâinatı ayakta tutan hayat sahibisin.) Bu isimlerini şefaatçi yaparak senden istiyorum!"
(Bu duayı işiten) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sordu:
"Bu adam neyi vesile kılarak dua ediyor, biliyor musunuz?"
"Allah ve Resûlü daha iyi bilir`?"
"Nefsimi kudret elinde tutan Zât'a yemin ederim ki, o Allah'a, İsm-i Âzam'ı ile dua etti. O İsm-i Âzam ki, onunla dua edilirse Allah icabet eder, onunla istenirse verir."
Tirmizî, Daavât 109 (3538); Ebû Dâvud, Salât 358, (1495); Nesâî, Sehv 57, (3, 52).


1765 - Esmâ Bintu Yezîd (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah'ın İsm-i Âzam'ı şu iki âyettedir:
1- "İlahınız, tek olan ilahdır, ondan başka ilah yoktur. O Rahmân ve Rahîm'dir." (Bakara 163).
2- Âl-i İmrân süresinin baş kısmı: Elif Lâm-Mim. O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur, O Hayy ve Kayyümdur" (Âl-i İmrân 1-3).
Ebû Dâvud, Salât 358, (1496); Tirmizî Daavât 65, (3472).

5 Kasım 2014 Çarşamba

YALAN YALANCILIK

 Behz İbnu Hakim an ebihi an ceddihi anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söylerler! Yazık ona, yazık ona!"
Ebu Davud, Edeb 88, (4990); Tirmizi, Zühd 10, (2316).

 Abdullah İbnu Amir radıyallahu anh anlatıyor: "Bir gün, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, evimizde otururken, annem beni çağırdı ve:
"Hele bir gel sana ne vereceğim!" dedi. Aleyhissalatu vesselam anneme:
"Çocuğa ne vermek istemiştin?" diye sordu.
"Ona bir hurma vermek istemiştim" deyince, Aleyhissalatu vesselam:
"Dikkat et! Eğer ona bir şey vermeyecek olursan, üzerine bir yalan yazılacak!" buyurdular."
Ebu Davud, Edeb 88, (4991).

Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Ümmetimin sonunda yalancı Deccaller olacak. Onlar, ne sizin ne de atalarınızın hiç işitmediği şeyleri anlatacaklar. Onlardan sakının!"
Müslim, Mukaddime 6, (6).

Safvân İbnu Süleym radıyallahu anh anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü! dedik, mü'min korkak olur mu?"
"Evet!" buyurdular. "Pekiyi cimri olur mu?" dedik, yine:
"Evet!" buyurdular. Biz yine:
"Pekiyi yalancı olur mu?" diye sorduk. Bu sefer: "Hayır!" buyurdular."
Muvatta, Kelâm 19, (2, 990).

Muğire İbnu Şu'be radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Benim üzerime söylenen yalan, bir başkası üzerine söylenen yalan gibi değildir. Öyleyse kim bile bile bana yalan nisbet ederse cehennemdeki yerini hazırlasın!"
Buhâri, Cenâiz 34; Müslim, Mukaddime 4, (4); Tirmizi, İlm 9, (2664).

Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: "Benim hakkımda yalan söylemeyin. Zira benim üzerime yalan uyduran cehenneme girer."
Buhâri, İlm 38; Müslim, Mukaddime 1, (1); Tirmizi, İlm 8, (2662).

 Esmâ Bintu Yezîd radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Ey insanlar! Pervanenin ateşe atılması gibi sizi yalanın peşine düşmeye sevkeden şey nedir? Halbuki, üç yer hariç yalanın her çeşidi âdemoğluna haramdır: Bu üç yere gelince:
1. Erkeğin, rızasını sağlamak için hanımına yalanı,
2. Harpte söylenecek yalan. Çünkü harp bir hileden ibarettir.
3. İki müslümanın arasında sulhü sağlamak kasdıyla söylenen yalan."
Tirmizi, Birr 26, (1940).

4 Kasım 2014 Salı

GADAB (ÖFKE) durumunda PEYGAMBER tavsiyesi
 İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor. "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):
"Siz aranızda kimi pehlivan addedersiniz?" diye sordu. Ashab radıyallahu anhüm:
"Erkeklerin yenmeye muvaffak olamadığı kimseyi!" dediler. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
"Hayır, dedi, gerçek pehlivan öfkelendiği zaman nefsine hakim olabilen kimsedir."
Müslim, Birr 106, (2608); Ebu Davud, Edeb 3, (4779).

Ebu Vail radıyallahu anh anlatıyor: "Urve İbnu Muhammed es-Sa'di'nin yanına girdik. Bir zat kendisine konuştu ve Urve'yi kızdırdı. Urve kalkıp abdest aldı ve:
"Babam, dedem Atiyye radıyallahu anh'tan anlattı ki, o, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini nakletmiştir:
"Öfke şeytandandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın."
Ebu Davud, Edeb 4, (4784).

Ebu Zerr el-Gıfari radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize buyurmuştu ki:
"Biriniz ayakta iken öfkelenirse hemen otursun. Öfkesi geçerse ne ala geçmezse yatsın."
Ebu Davud, Edeb 4, (4782).

Hz. Mu'az İbnu Cebel radıyallahu anh anlatıyor. "İki kişi Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın huzurunda küfürleştiler. (Öyle ki) birinin yüzünde (diğerine karşı) öfkesi gözüküyordu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
"Ben bir kelime biliyorum, eğer onu söyleyecek olsa, kendinde zuhur eden öfke giderdi: Eûzu billahi mineşşeytanirracim" buyurdular."
Tirmizi, Da'avat 53, (3448); Ebu Davud, Edebb 4, (4780).

 Sehl İbnu Mu'az İbni Enes el-Cüheni, babası radıyallahu anh'tan naklediyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Öfkesinin gereğini yerine getirebilecek güçte olduğu halde öfkesini tutan kimseyi, Allah Teâla Hazretleri, Kıyamet günü, mahlukatın başları üstüne davet eder; tâ ki, (onlardan önce) dilediği huriyi kendine seçsin."
Tirmizi, Birr 74, (2022); Ebu Davud, Edeb 3, (4777).

3 Kasım 2014 Pazartesi

  Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Güneş katlanıp dürüldüğünde,
2. Yıldızlar (kararıp) döküldüğünde,
3. Dağlar (sallanıp) yürütüldüğünde,
4. Gebe develer salıverildiğinde,
5. Vahşî hayvanlar toplanıp bir araya getirildiğinde,
6. Denizler kaynatıldığında,
7. Ruhlar (bedenlerle) birleştirildiğinde,
8, 9. Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda,
10. (Amellerin yazılı olduğu) defterler açıldığında,
11. Gökyüzü sıyrılıp alındığında,
12, 13. Cehennem tutuşturulduğunda ve cennet yaklaştırıldığında,
14. Kişi neler getirdiğini öğrenmiş olacaktır.
15, 16. Hayır! Akıp giden, bir kaybolup bir etrafı aydınlatan yıldızlara andolsun,
17. Kararmaya yüz tuttuğunda geceye andolsun,
18. Ağarmaya başladığında sabaha andolsun ki,
19, 20. O (Kur'an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş'ın sahibi (Allah'ın) katında itibarlı bir elçinin (Cebrail'in) getirdiği sözdür.
21. O orada sayılan, güvenilen (bir elçi) dir.
22. Arkadaşınız (Muhammed) de mecnun değildir.
23. Andolsun ki, onu (Cebrail'i) apaçık ufukta görmüştür.
24. O, gaybın bilgilerini (sizden) esirgemez.
25. O lânetlenmiş şeytanın sözü de değildir.
26. Hal böyle iken nereye gidiyorsunuz?
27, 28. O, herkes için, sizden doğru yolda gitmek isteyenler için bir öğüttür.
29. Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.TEKVİR SURESİ

31 Ekim 2014 Cuma

                                                             

 Hastalıklara Karşı peygamber tavsiyesi

Tarihte bulaşıcı hastalıklar umumiyetle tâûn ismiyle anılmasına rağmen bu isim daha ziyâde veba için kullanılmıştır


"... Siz bir yerde o(nun çıktığı)nı duydunuz mu, o tâunlu yere gitmeyiniz. İçinde bulunduğunuz bir yerde de taun zuhur ederse, ondan kaçarak oradan çıkmayınız. (2a) Yeryüzünde yaşayan, zararlı beş çeşit hayvanı öldürene hiçbir günah yoktur. Onlar şunlardır: Akrep, karga, çaylak, fare ve kuduz köpek. " (3)


Peygamberimizin (s.a.v) bulaşıcı hastalıklara karşı hassasiyeti sadece vebaya has dağildir. "Cüzzamlı ile görüşürken aranızda bir veya iki mızrak boyu mesafe bulunsun."(2b), "Sakın hasta deveyi sağlam devenin yanına uğratmayın. "(4) buyurmakla bu hastalıkların da bulaşıcı olduğunu ve bu tür durumlarda dikkatli olunması gerektiğini ifade etmiştir.

Peygamber Efendimizin (s.a.v) bu mevzûyla alâkalı ve tıb ilmine yön gösterici enteresan emirleri bulunmaktadır. "Hastaya yakın olmayın ki, ölüm ondandır.", "Hastayı üç gün geçmeden yoklamayınız." Bu sonuncu emir iki bakımdan doğrudur:
1- İlk üç gün içinde hastalığın teşhisi belli değildir, bu süre sonunda durumun aydınlatılması ihtimali daha fazladır.

2- Bulaşıcı hastalıklar en çok ilk üç günde bulaşıcıdırlar. Söz gelişi grip, hastalık başladıktan üç gün sonra artık başkalarına geçmemektedir. Halbuki ilk gün 1 gram burun salgısında 10 milyon tavuk yumurtasında gelişmekte olan embriyonu infeksiyona uğratacak kadar virüs vardır. (4)

 "Birinizin mescitte iken balgamı gelir ise her hangi bir mü'minin cildine veya elbisesine bulaşmaması için onu kaybetsin. "(3b) buyurmuştur. Ayrıca mühim bir infeksiyon kaynağı olan idrar, gaita, iltihap, akıntı, kusma gibi materyalleri necis (pis) saymış ve bunların temizlenmesi gerektiğini vurgulamıştır. (1)

Yüce Rehberimizin mikroba dikkat çekici enteresan bir hadisi ise şöyledir. "Ellerinde et veya yağ kokuşu olduğu halde yatan bir kimse, bir hastalığa mübtelâ olur veya hayvanlardan ve haşerelerden bir zarara uğrarsa, kendisinden başkasını suçlu bulmasın."(8) Burada hayvan ve haşere kelimelerinin ayrı ayrı ifade edilmesi dikkati çekmektedir. Bilindiği üzere mikrop küçük bir hayvandır. Hayvan esasında hayat sahibi yani canlı mânâsına gelir. Mikrop da bir hayvandır. Et ve yağ kalıntısı ise mikropların gelişmesi için son derece uygun bir vasattır. Yani Yüce Rehberimiz mikrop mefhumuna ve bunların gelişebileceği vasata dikkati çekmektedir.
Yüce Rehberimiz insandan insana hastalık bulaştırıcı bir kaynak olabilecek başkasının elbisesini giyme hususunu da tenkit etmektedir. Bu hususta "Birinizin çok yamalı da olsa kendi elbisesini giymesi, başkasından emanet alıp giymesinden hayırlıdır." (9) buyurmaktadır.


Dinimizde bozulup şiddet peyda edince yiyecekler temizliğini kaybetmiş sayılır ve yenmesi haram kabul edilir. İçine temiz olmayan bir şey düşen veya akıtılan mahdut bir mâyi de temizliğini kaybetmiş ve içilmesi haram sayılmıştır. (10) Bu tavsiyeler bulaşıcı hastalık oluşması halinde, mikrobun bünyeye geçişini engelleyici mahiyettedir. Çiğ et yenmesinin tahrimen mekruh sayılması ise çiğ elde bulunan ve pişirilmeden yendiği takdirde ölmediği için insana bulaşabilen toxoplazma gondii, ve taenia saginata adlı mikropların inşana geçmesi engellenmiştir.(6b)

Peygamberimizin (s.a.v) yemekten önce ve sonra ellerin yıkanmasını tavsiye etmesi, (11) haftada en az bir kere yıkanmayı ve tırnakların kesilmesini şart koşması sağlık açısından mühimdir. Bunun haricinde hayvan ağıllarının kuyulara kırk ziradan daha yakına yapılmamasını tavsiye etmesi başta tifo olmak üzere çeşitli intan hastalıklardan; zinâ ve livatayı yasaklaması da birçok zührevi hastalıklardan korunmamızı sağlamaktadır.

Yine Peygamberimiz (s.a.v) "Ey Allah'ın kulları tedavi olun, çünkü Allah yarattığı her hastalık için mutlaka bir şifâ veya deva yaratmıştır." diyerek hem hastalara ümitsizliğe kapılmamalarını tavsiye etmiş, hem de bu sahada mücadele vermekte olan tababet ilmini teşvik etmiştir.

LİTERATÜR :
1- Çetin, E.T (ed) : İnfeksiyon Hastalıkları İst. 1976 S: 137, 138
2- Zeynü'd—din Ahmed: Sahih—i Buhari Ank. 19 78 a) 9/207 b) 12/84
3- Denizkuşları, M: Peygamberimiz ve Tıp İst. 1981 a)69 b)72
4- Unat, E.K : Bulaşıcı Hastalıklarla Savaş ve İslam İst, 1975 S:30
5- Polat,S: Tıbbü'n Nebi. Öztek matb. Ank. 1982 S.-589
6- Çetin E.T.Ang, ö.Töreci,K: Tıbbi Parazitoloji İst. 1979 a) 106, 238, 245 b) 146,225
7- İbrahim Halebi: Mülteka El Ebhur İst 1968 1/68- 7
8- Özönder, H Peygamberimizin Sağlık Öğütleri İst. 1974 S:358
9- Aşçıoğlu,ö :Tıbbi Nebevide Dermatoloji Ank, 1982 S:616
10- Bilmen, Ö. N: Büyük İslam İlmihali. İst. S:446,447
11- Demircan,A.R: İslam Nizami. İst. 1971 1/248,249


29 Ekim 2014 Çarşamba

                                                        ALLAH A EMANET
Ardından kapının gürültü ile çarpılması bir mesaj sayılırdı. 
Bu ne ilk, ne de son olacaktı onun için. 

Birden onunla tanıştığı günlere hızlı bir seyahate çıktı. 'Nereden nereye?..' dedi kendi kendine. 

Nereden nereye? 

Oysa karısını gerçekten çok seviyordu. 

Bir bilse, bir anlasa diyordu kendi kendine... Ama nasıl? 

Her şey o arkadaşı ile tanışmasının ardından değişmişti. Ama her şey... 

Artık çevresine, kendine ve dünyaya, bir başka bakar olmuştu. Çevresindeki hâdiseler başı boş değildi, kendisi gibi... 

Bir sona doğru gidiliyordu. Bir son, ama gerçek başlangıç. 

Hayatı tanımıştı. Kendini tanımıştı. Nereden geldiğini ve nereye gittiğini idrak etmişti. Mesuliyetlerini idrak etmişti. Bunca yıldan sonra göz yaşı ile tanışmış, içi içine sığmamıştı âdeta. 

Ailesini de çekmeye çalıştı durduğu yere. O çok sevdiği bir tanesini ve henüz beşini yeni tamamlamış ciğerparesi tatlı yavrusunu... Onlarsız tamamlanmazdı güzellik, onlarsız olmazdı kemâl. 

Ancak, her şey arzu ettiği gibi olmamış, kendini ve derdini anlatamamıştı. Her gün ayrı ızdırap, her gün ayrı azap olmuştu onun için. Yaşadığı huzuru, seyerân ettiği âlemi onlarla paylaşmak için canhıraş çabalıyor, ancak hüsn-ü kabul görmüyordu. Ayrı dünyaların ayrı iki insanı olmuşlardı âdeta. Hattâ duygu ve düşüncelerinin iması bile ağır hakaret kabul edilir olmuş, tepkiyle karşılaşmıştı. 

Yine o günlerden biriydi. Gönül dostlarıyla hafta sonu için şehir dışına çıkmak istediğini söylemiş, 'uzak değil yakın çevreymiş bu... Sadece hafta sonu, iki veya bilemedin üç gün' demişti. 

Yine aynı tepkiyle karşılaşmıştı. 

'Bizi kime emanet ediyorsun?' sorusuna, düşünmeden, 'Allah'a!' demişti. Nasıl söylemişti, o da farkında değildi, ama ağzından çıkıvermişti işte? Hattâ bu sefer beklemediği bir tarzda arkasından kapı çarpılmış, artık sabredemeyeceği, bavulunu toplayıp babasının evine gideceği tehdidi savrulmuştu kapının ardından. 

İkinci günüydü evinden ayrılışının. Oysa her an onlarla beraber geçirmişti saatleri, dakikaları. Ne kadar seviyordu, ama ne kadar... Bir bilselerdi.. 

'Acaba' diyordu kendi kendine.. 'Acaba bir delilik yapar mı?' 

Seyahatleri sırasında eskilerden bir doktor ziyaret edilecekti. Eskilerden.. O da onu ilk defa görecekti. 

Hastahane merdivenlerinden çıkarken, gel-gitler yaşadı kendisiyle... Ne yapıyordu burada? Niçin gelmişti sanki? Aklına gözünün nuru ve bir tanesi geldi. Sevdikleri kilometreler ötesindeydi. Kendisi ise buradaydı. Acaba diyordu, yine kendi kendine... Acaba?! 

O esnâda bir anons duyuldu. Hastahane hoparlöründen. 0 Rh negatif kan aranıyordu. Yani kendi kan grubu.. 

'Acil bir hasta için', anonsuna karşı duyarsız kalamazdı, kan verip yardımcı olmalıydı... Dostlarına iletti arzusunu. Memnuniyetle karşılandı. 

Gerekli işlemler için yatağa uzandığında karşısında bir tanesini gördü. Çâresizlikten saçını başını yoluyor, âdeta çırpınıyordu. Uzun arayışlardan sonra kan bulundu müjdesinin heyecanından kocasını tanıyamamış görünüyordu. 

Toplanmış bavullarla baba evine gidilirken yolda meydana gelen kazanın ardından civardaki en yakın hastahaneye yetiştirilen ciğer paresine yine kendisi tarafından can veriliyor olması, daha evvelki gün evden çıkarken karısına düşünmeden verdiği 'Allah'a...' cevabıyla âdeta örtüşüyordu.